8/10/2008 - Romatizma
ROMATİZMA Daha çok, oynak yerlerin (oynak eklemlerin) şişip ağrıması ile kendini belli eden bir hastalıktır. Kimi vakit kaslarda yer alır; ayrıca, bazı kalp hastalıklarına yol açar. Oynak yerlerde hiçbir rahatsızlık göstermeden romatizmalar da vardır. bazı tıp bilginleri romatizmayı virüslerin, ya da streptokok cinsinden mikropların doğurduğunu ileri sürmüşse de, bu henüz kesinleşmemiştir. Bugün bünyenin, yorgunlukların, organlardan birinin zadelenmesinin, soğuk algınlıklarının, nemin, havadaki elektriğin romatizmaya yol açtığı bilinmektedir. Romatizma çok defa bütün vücutta ağrılarla, bademcik iltihabı ile başlar. Arkasından ateş yükselir, 2-3 geçtikten sonra da oynak yerlerde şiddetli ağrılar, şişmeler görülür. Bazen bu ağrılar o kadar şiddetlidir ki, elle bir dokunmak ağrıyı artırır. Hasta kollarını, bacaklarını oynatamaz, çok terler, iştehı yoktur, dili pas içindedir. Romatizma zamanında tedavi edilirse çabuk geçer, başka hastalıkla karışırsa tehlikeli olur. Romatizma en çok kalp için tehlikelidir. Kalbin iç, dış zarlarında, hatta kalbin kendinde iltihaplar olabilir. Böylece, kalp kapakçıklarında bozukluklar, darlıklar ortaya çıkabilir. Romatizma geçse bile kalphastalıkları ortaya çıkmış olur. Ayrıca, romatizma akciğerin üzerindeki ince zarda da iltihap yaparak zatülcenbe de yol açar. Romatizmanın beyne, sinirlere dokunan cinside vardır. Şidetli ateş, baş ağrısı, uykusuzluk, sayıklamalr, atılmalar gibi hallerle hastaya büyük zahmet verir. Romatizma, ne çeşidi olursa olsun, sinsi bir şekilde oynaklara, kaslara, kemiklere yerleşerek yıllar boyunca hastaya rahatsızlık verir. Havanın elektriklenmesi, lodosa dönmesi, yağmur yağmasu bu gibi hastaların ağrılarını artırır. Romatizma yüzünden aylarca kötürüm gibi yatağından çıkmayan hastalar da vardır. Oynak yerlerinde ani olarak şişmelerle, ağrılarla başlayan hastayı sıcak bir yatağa yatırmalıdır. Sıcak banyolar ağrıyı azaltır. Kaplıca, elektrik tedavilerinin büyük faydası görülür. Romatizma kalbe dokunmuşsa, hastalığın üzerinde önemle durulması, buna göre özel bir tedavi görmesi gerekir. Son yıllarda romatizma kortizonlu ilaçlarla da tedavi edilmektedir. Yalnız kortizonlu ilaçlarla tedaviyi ancak doktor uygulayabilir. (Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; iltihaplı romatizma, romatizma tedavisi, romatizma ilaçları, şifalı bitkiler romatizma, iltihaplı romatizma tedavisi)
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/10/2008 - Reflü
REFLÜ Reflü Ne Demektir : Mide asidinin, anormal bir şekilde yukarı doğru çıkarak yemek borusuna ve boğaza gelmesidir. Normalde mide ile yemek borusu arasında bulunan kaslar asit salgısının yukarı kaçmasına izin vermez. Ancak bazı hastalıklarda bu kaçış olabilir. Eğer bu asit kaçağı yemek borusuna kadar geliyorsa gastroösefagial reflü (GÖR), boğaza kadar geliyorsa laringofaringeal reflü (LFR) adı verilir. Reflü çok sık görülen bir durumdur. Bu bazen hastaların çok üzerinde durmaması bazende doktorların bu hastalığı ön planda düşünmemesi nedeniyledir. Reflü Neden Olur : Reflü oluşmasını kolaylaştıran bazı faktörler vardır. Bunlar şu şekilde sayılabilir: -Mide ile yemek borusu arasındaki, kasların yaptığı kapağın gevşemesi -Mide fıtığı -Şişmanlık -Mideden fazla asit salgılanması -Mideden yiyeceklerin barsaklara geçişinin yavaşlaması -Sigara ve alkol kullanımı -Fazla yağlı yiyeceklerin yenmesi -Mideye bir seferde aşırı besin gönderilmesi -Sırt üstü yatmak Ne Gibi Şikayetler Yapar: Reflü olan hastalarda bazen hiç bir şikayet olmaz. Ancak reflünün şiddetine göre hastayı çok fazla rahatsız edebilir. Eğer sadece yemek borusuna kaçış varsa, göğüste yanma, sindirim bozukluğu, hıçkırık ve bazen yalancı kalp ağrısı gibi şikayetler yapar. Eğer asit salgısı boğaza kadar yükseliyorsa boğazda gıcık hissi, yabancı cisim hissi, kronik öksürük, ses kısıklığı gibi şikayetler yapar. Gıcık hissinden dolayı hastalarda sürekli boğazı temizleme refleksi oluşabilir. Boğazla ilgili şikayetler olduğu zaman mutlaka yemek borusu ve mide ile şikayetlerinde beraber olması şart değildir. Reflü sadece KBB ile ilgili şikayetlerle kendini gösterebilir. Çünkü yutak ve gırtlak asit salgısına yemek borusundan daha hassastır. Muayenede Ne Görülür: Laringofaringeal reflüsü olan hastaların muayenesinde çok tipik bulgular görülmez. En dikkat çeken bulgu ses tellerinin arka kısmında kızarıklık ve tahriştir. Bunun dışında başka bulgu görülemeyebilir. Nasıl Teşhis Konur: Reflü hastalığının teşhisinde en önemli faktör hastanın bize anlattıklarıdır. Hastanın şikayetlerine göre reflü olabileceği düşünülür. Muayenede ses tellerinde özellikle arka tarafta kızarıklık ve tahriş olması reflü teşhisini kuvvetlendirir. Reflüyü ispatlamak için bazı testler yapılabilir: -Yemek Borusunda 24 Saatlik Asit (pH) Tayini: Burundan sokulan bir tüple yemek borusundaki asit tayini yapılır. -Endoskopik Muayene: Ağızdan girilerek yemek borusu ve mide muayenesi yapılarak fazla asitin verdiği zararlar araştırılır -İlaçlı Film Çekilmesi: Hastaya ilaç yutturularak film çekilir ve yemek borusu ya da midedeki yapısal anormallikler (mide fıtığı gibi) tesbit edilir. Teşhis için genellikle hastanın şikayetleri ve muayene ile yetinilir. Laboratuar tetkiklerine her zaman başvurulmaz Nasıl Tedavi Edilir: Reflü tedavisinde 3 seçenek vardır: Hastanın dikkat etmesi gerekenler, ilaç tedavisi ve ameliyat. Reflü hastalığı olan hastaların dikkat etmesi gerekenler şunlardır: -Sırt üstü yatmamak veya baş normalden daha yukarıda olacak şekilde yatmak -Mideyi çok dolduracak kadar yememek -Yatmadan önceki 3 saat içerisinda çay, kahve,alkol, kolalı içecekler ve çikolata gibi besinleri almamak -Sigarayı bırakmak -Yemek yiyip hemen yatmamak -Fazla kiloları vermek -Mide asidini arttıran ilaçları almamak (özellikle aspirin ve bazı ağrı kesici ilaçlar) -Dar pantolon veya etek giymemek -Boğazda gıcık hissedildiğinde sürekli temizlemeye çalışmamak, su içerek veya yutkunarak gidermeye çalışmak Reflü hastalığında asit salgısını azaltan veya asitin zarar vermesini önleyecek ilaçlar kullanılır. En çok kullanılan ilaçlar asit pompası inhibitörü adı verilen ilaçlardır. Bu ilaçlar en az 6 hafta hatta bazen aylarca kullanılırlar. Doktorunuz bu ilaçların dozunu ve süresini size göre ayarlayacaktır. Reflü için bazen ameliyatlar da yapılır. Bu en çok mide fıtığı için uygulanır. Bazende ilaçlarla sonuç alınamadığı zaman mide ile yemek borusu arasındaki kası kuvvetlendirmek için ameliyat uygulanır.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/10/2008 - Kolit
ÜLSERATİF KOLİT
Ülseratif kolit bir kalın barsak (kolon) hastalığıdır. Kalın barsak ince barsaktan sonraki barsak bölümüdür. İnce barsak, alınan besinlerin sindirildiği ve emildiği barsak kısmıdır. İnce barsakta emilmeyen posalı gıda kalın barsakta depolanır, içindeki suyun büyük bir kısmı burada emilir. Böylece katılaşan feçes, kalın barsağın hareketleri ile barsağın son bölümü olan rektuma gelir ve anüsten (makat) dışarıya atılır. Ülseratif kolit, kolonun iç yüzünü döşeyen tabakanın (mukoza) hastalığıdır. Mukozada iltihap ve kanayan yaralar (ülser) yapar. Hastaların hemen hepsinde barsağın son bölümü (rektum) hastadır. Bazı hastalarda kalın barsağın daha büyük bir kısmı hastadır. Bazı hastalarda da bütün kolon hastadır. Yani hastalığın yaygınlığı hastadan hastaya değişir. Hastaların bir kısmında başlangıç döneminde kabızlık olabilirse de, genellikle ishal vardır. Feçes kanlıdır, kanla birlikte mukus denilen parlak, kaygan barsak salgısı ve cerahat de feçes içinde görülür. Ülseratif kolit; kronik, süregen bir hastalıktır. Yıllarca devam eder. Tedavi ile hastanın şikayetleri ve barsaktaki hastalık hali düzelir. Ancak zaman zaman tekrarlamalar gösterir. Hastanın ilaçlarını doktor kontrolü altında sürekli kullanması gerekir. ÜLSERATİF KOLİTİN NEDENLERİ NEDİR? Ülseratif kolitin nedeni bilinmemektedir. Gıda içerisinde alınan çeşitli maddeler, bakteri, bakteri toksinleri, viruslar hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Ancak sorumlu hiçbir gıda maddesi veya mikroorganizma bulunmuş değildir. Etken ne olursa olsun, bu zararlı faktöre karşı barsak mukozasında cevap olarak iltihap hücreleri artar, inflamasyon ve ülserler gelişir. Bugün için tedavide kullanılan ilaçlar; hastalığın nedeni bilinmediği için, sebebe yönelik değil, iltihabın gerilemesini sağlayan anti-inflamatuvar ilaçlardır. Ülseratif kolit bulaşıcı bir hastalık mıdır? Hayır. Ülseratif kolit bir infeksiyon hastalığı değildir. Hasta, hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz. Kirli su ya da çiğ sebze ve meyve ile oluşan bazı barsak infeksiyonlarında ülseratif kolitli hastadaki şikayetlere benzer belirtiler olur. Bu infeksiyöz barsak hastalıkları dışkı incelemeleri ile ülseratif kolitten ayırtedilir.
Stress ya da başka faktörler ülseratif kolit oluşmasına veya hastalığın alevlenmesine yol açar mı? Hayır. Bazı hastalarda stresli dönemlerde hastalığın alevlendiği görülürse de, genellikle stres ile aktivasyon arasında belirgin bir ilişki yoktur. Barsak infeksiyonları (örneğin; amip infeksiyonu) soğuk, gripal infeksiyon, antibiyotikler ve muhtemelen ağrı kesici ilaçlar hastalığın alevlenmesini tetikleyebilir. Ülseratif kolit nasıl teşhis edilir? Hastanın hikayesinde kalın barsaktan olan kanama, birlikte olan ishal (kabız da olabilir) ve karın ağrısı ülseratif kolit olabileceği şüphesini doğurur. Yapılan dışkı ve kan tetkikleri ile barsak infeksiyonu olmadığı anlaşıldıktan sonra teşhisi kesinleştirmek için kolonoskopi yapılması gereklidir. Kolonoskopi, kolonoskop adı verilen yumuşak, bükülebilir, ucundan ışık veren özel aletlerle, bu konuda özel eğitim görmüş doktorlar tarafından yapılır. Kolonoskopla makattan girilerek bütün kalın barsağın iç yüzeyi gözle görülerek incelenir. Hastalığa özel bulgular saptanır. Hastalığın şiddet derecesi ve barsaktaki yaygınlığı belirlenir. Kolonoskopi sırasında barsak mukozasından alınan minik bir parçanın (biyopsi) mikroskop altında incelenmesi ile teşhis kesinleştirilir. Yine hastalığa ait bulguların saptanması amacıyla barsak filmi çekilir. Gerek barsak filmi gerekse kolonoskopi hastanın takibi sırasında doktorun gerekli gördüğü zamanlarda tekrarlanır. Ülseratif kolit kanser midir? Ülseratif kolitli hastada barsak kanseri olur mu? Ülseratif kolit kanser değildir. Kanser; vücudun herhangi bir yerinde kontrol edilemeyen aşırı büyümedir. Ülseratif kolit tamamen farklı, iltihabi barsak hastalığıdır. Ülseratif kolitli hastaların az bir kısmında, ileriki yıllarda, normal insanlara göre artmış kanser riski vardır. Özellikle tüm kolonun hasta olduğu ve hastalığın 10 yıldan daha fazla süredir mevcut olduğu hastalarda risk söz konusudur. Bu nedenle hastaların doktor kontrolü altında bulunmaları gerekir. Ülseratif kolit tedavi edilebilir mi? Evet, tedavi edilebilir. Tedavide ağız yolu ile verilen haplar veya makatdan barsak içine uygulanan lavman veya fitil şeklinde ilaçlar kullanılır. Ancak hastalığı tamamıyle yok eden bir tedavi şekli yoktur. Özellikle tedavinin kısa sürede kesilmesiyle hastalık yeniden alevlenir. Bu nedenle tedavinin uzun süre (hayat boyu) olması gerekir. Bu şekilde hastalığın yeniden aktivasyonu önlenmiş olur. Yine de tedavi altında dahi, hastaların az bir kısmında hastalığın alevlenmesi olasıdır. Hastalığın tamamen ortadan kalkması, ancak hasta barsağın ameliyatla çıkarılması ile mümkün olur. Ülseratif kolit tamamen iyileşebilir mi? Hastalığın belirti ve bulguları yıllarca, hatta tedavi verilmeksizin hayat boyu ortadan kaybolabilir. Hastaların büyük bir kısmında ise, ne yazık ki dönem dönem alevlenmeler göstererek seyreder. Ülseratif kolitin tedavisinde diyetin yeri var mıdır? Ülseratif kolit tedavisinde özel diyetlerin çok az rolü vardır. Hastalığa neden olan ya da şiddetlendiren belirlenmiş herhangi bir diyet yoktur. Tedaviye iyi cevap vermeyen bazı hastalarda, süt ve sütlü gıdanın diyetten çıkarılması ile önemli ölçüde iyileşme olmaktadır. Ülseratif kolitde ameliyat tedavisi gerekir mi? Hangi hallerde gerekir? Kalın barsağın tümünü yada büyük kısmını ameliyatla çıkartmak gerekebilir. Ameliyatı gerektiren durumlar şunlardır: Yoğun ilaç tedavisine rağmen iyileşmeyen, barsak felci veya delinme riski taşıyan çok şiddetli aktivasyon olması. Yıllarca sık tekrarlayan ataklar nedeniyle hastanın iyileşmemesi. Özellikle kalın barsağın büyük kısmı, ya da tümü hasta olanların tedaviyle hızlı düzelmemeleri. Vücudun diğer organlarında da (göz, deri, eklem) iltihabi hastalığın sık sık tekrarlaması. Kalın barsakta kanser gelişme riskinin belirmesi. Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir? Kortikosteroidler:(Deltakortril, Ultralan, vb) Akut ülseratif kolit ataklarının tedavisinde kullanılan bu ilaçlar yüzde yuvarlaklaşma, iştah artışı, ruhsal durumda değişikliklere yol açabilir. Yüksek dozda kortizon kullanımı kemiklerden kalsiyum kaybı, cilt ve kaslarda erime, hipertansiyon, geçici şeker hastalığı gibi olumsuz etkiler oluşturacağından doktorunuz uzun süreli yüksek doz kortikosteroid kullanımından kaçınacaktır. Kortikosteroid lavman ve köpükler:Bu preperatlar genellikle önemli yan etkiye yol açmamaktadır. Sulphasalazine:(Salozopyrin) Genellikle önemli bir yan etki olmaz. Bazı hastalarda döküntü, baş ağrıları, bulantı, mide ağrıları ve kansızlığa yol açabilir. Bu ilaç yaklaşık 40 yıldır kullanımda bulunmaktadır ve aylar, yıllar süren kullanımları güvenli bulunmuştur. Erkeklerde bazen sperm sayısını azalttığı için çocuk sahibi olmayı engeller. Ancak bu geçici bir durumdur. İlacın kesilmesini takip eden 3 ay içinde normale döner. Sulphasalazine kullanımı sırasında idrar hafif turuncu renk alabilir, herhangi bir önem taşımamaktadır. Mesalazine ve diğer 5-ASA ilaçları:(Salofalk, Dipentum, vb) Bu ilaçlar etki açısından sulphasalazine benzer ancak sulphonamide kısmının olmayışı nedeniyle yan etkilerle daha az karşılaşılmasını sağlamaktadır. İshal, baş ağrısı ve deri döküntüleri görülebilir. Azathioptin:(Imuran) Bağışıklık sistemini etkileyen bu ilaç idame tedavisi sırasında bulantı, grip benzeri yakınmalar veya karın ağrısına yol açabilir. Kan hücrelerinde de düşüklük yapabileceğinden ilacın kullanımı sırasında kan sayımlarının düzenli olarak takip edilmesi önerilmektedir
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/10/2008 - Kolesterol
KOLESTEROL Kolesterol, bütün hücrelerde bulunan organik bir maddedir. kanda normal olarak binde 1,5-2 oranında bulunur. Safra da daha yüksek orandadır. Bünyedeki bir bozukluk halinde kolesterol mesanede, safra yolllarında toplanır, safra, ya da böbrek taşı oluşturur. damar sertliğine de kandaki aşırı oranda bulunan kolesterinin yol açtığı kabul edilir. Son incelemelerde iki tür kolesterol bulunduğu görülmüştür. Bunlardan alfa türü kalp hastalıklarına yol açarken, Beta türü, tersine, kalbi güçlendirmektedir. Vücudun dinçliği, duyguların uyanmasını sağlamakta kolesterinin büyük payı vardır. En son buluşlara göre, kolesterolün 20-30 yaşlar arasında 180 miligramı, 30'dan yukarı yaşlarda ise 200 miligramı aşmaması gerekir. Bu sınır 240'a kadar pek zararlı olmayabilirse de 240 miligramı aşınca damar tıkanıklıklarına yol açması tehlikesi başlar. Kolesterolü dengede tutabilmek için yapılacak ilk şey yiyeceklerimize dikkat etmektir. Başta et olmak üzere, özellikle ciğer, böbrek, yürek, işkembe, beyin, koçyumurtası gibi 'sakatat', hayvani yağ, kızartma gibi yiyeceklerden 200-500 miligram kolesterol alırız. Bunun büyük bir bölümü sindirimle kaybolursa da kalanı karaciğere gider. Karaciğerin kendisi de vücuda gerekli kolesterolü ürettiği için, kandaki kolesterol miktarı artar, aşırı dereceyi bulunca da tehlikeli durumlar ortaya çıkar. Bu durum karşısında, bir yandan kolesterollü yiyecekleri azaltmakla birlikte, kolesterolü yok edici besinlere önem vermemiz gerekir. Bunların başında lifli (posalı) sebzeler, meyveler, özellikle elma, kepekli ekmek, bitkisel sıvı yağlar (ayçiçeği, mısırözü, soya yağları), hamur işleri, pirinç gelir. Bunlar sindirim sırasında, karşılaştıkları kolesterol taneciklerini emerler, kana karışmasını önleyerek dışarı atılmasını sağlarlar, kandaki kolesterolü yüzde 20 azaltırlar. Kolesterole karşı izlenecek rejimde tuzu, kuruyemişleride azaltmak gerekir. Süt, yoğurt da günde yarım kiloyu geçmemelidir. (Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; trigliserid, kolesterol nasıl düşürülür, kolesterol ne, kolesterol ilaçları, kolesterol tedavisi)
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/10/2008 - Kabızlık
KABIZLIK
Kabızlık, dışkı maddelerinin uzun süre anormal olarak bağırsaklarda tutulmasından dolayı dışarı çıkarılmasındaki güçlük ve seyrekliktir. kabızlığı nedenleri çeşitlidir. bazıları organik kökenlidir. Dışkının boşaltılması, başlangıç noktası rektum olan bir refleksle yönetildiğine göre, bozukluk ya devimsel öğededir ya da refleks yayının duyu öğesindedir; rektumda dışkı maddelerinin bulunması aptes bozma gereksinimini ya çok az uyandırır, ya da hiç uyandırmaz. Sık rastlanan işlevsel kabızlıklar, çoğu zaman beden hareketlerindeki bir yetersizlikten, uygun olmayan yemek rejimlerinden ya da çok hızlı bir yaşama ritminden ileri gelir. Alışkanlık haline gelmiş kabızlık tedavisi, peklik verici yiyeceklerden (pirinç, çikolata, kakao, şarap, likörler) ve mayalanabilen besinlerden (kuru sebzeler, ekmek) kaçınmakla sağlanır. Yemeklerin bileşimi çeşitli olmalı: üçte iki yeşil sebze, üçte bir et, balık ya da yumurta ve bol posalı besinlerin oranı yüksek olmalıdır. Özellikle kepek gibi posalı yiyecekler dışkının hacmini artırdığı gibi yumuşak olmasını da sağlar. Bundan başka tedavi yönünden, aptes bozmaya hep aynı saatte, hergün ya da günaşırı, yeterli zaman ayrılmalıdır. Beden hareketleride iyi sonuç verir. Ağızdan alınan iç yumuşatıcı kimyasal ilaçlar mümkün olduğunca az alınmalıdır. Uzun zaman kullanılmaları dışkıyla potasyum kaybına, sürekli olabilecek br kalın bağırsak tahrişine ve içlerinde fenolftalein bulunduğu durumlarda, iyileşmeye direnç gösteren deri hastalıklarına neden olabilir. Taneler dışkının hacmini çoğaltarak aptes bozma gereksinimini uyandırabilir. Geçici kabızlıklarda yumuşatıcı fitiller ya da hafif tenkiyeler yarar sağlayabilir. (Konuyla ilgili sık aranan kelimeler; kabızlık tedavisi, kabızlık için, kabızlık nasıl, kabızlık ilaç, kabızlık tedavi, kabızlık ve tedavisi)
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
sağlık
Kategoriler
Arkadaşlarım
|